Geçmişe bakıyorum 1976 yılının mayısında çalışmaya başlamışım.
İran’da karışıklıklar vardı ve Humeyni daha başa geçmemişti.
Hava alanına İran Air’den gelen iki Amerikalıyı otellerine götürmek üzere transfere gittim, 16 yaşındaydım. Amerikalılar Türkiye’ye ayak basınca rahatlamışlardı.
Öyle ki orada yaşadıklarını samimiyetle anlattılar. “Şah istedikleri her şeyi önlerine koyuyor, neden bütün bu olaylar hâlâ oluyor?” diyerek hayıflanıyorlardı.
İşlerini, mallarını İran’da bırakarak geri dönüyorlardı. Çok yakın bir süre sonra Ayetullah Paris’ten uçağa bindi, İran’dan Şah kaçtı.
O dönem Amerikalı turistlerin Atina–Tahran ekseninde İstanbul’a da geldikleri bir dönemdi ve İran devrimi ile o dönem kapandı.
Yeni dönemde Türkiye, ufacık bir turizm destinasyonu olarak başladığı serüvenine 2025 senesine gelindiğinde koca bir sektör olarak turizmde var oldu.
Bu cüsse ve gidişatın sağlıklı olup olmadığı konusunda ciddi çekincelerimiz vardır. Burada bakanımızı, meslekdaşımı tenzih ediyorum; bence başarılı olmuştur. Mesuliyetlerin üçüncü kişilere devri esasıyla sektör, bilinmedik, liyakattan yoksun idarecilerin ve partililerin elinde yıpranmaktadır.
Halk turizme yabancılaştırılmaktadır. Halkla bütünleşen bir turizm gelişebilir; halktan uzaklaşan turizm, kuralcı, cezalandırıcı, maddiyatın öne çıktığı bir ortamla birleşirse turizm biter.
Maalesef ülkemiz şu anda bu durumdadır. İran’ın politik durumu ile gelen bu günler, kendimize çeki düzen vermemiz gereken bir dönem olmalı. Turizmde hiçbir şeyin 2025 gibi olamayacağı, para kazanmanın çok zor olacağı; bu nedenle paranın erişiminin devlet ve bankalar eliyle kolaylaştırılması gereken bir yıl olmalıdır 2026 yılı.
Aksi takdirde tekrar edilen yanlışlar nedeniyle, ülkede tekstilde kalmadığı gibi turizmci de kalmayacaktır.

